GÜVEN İLKESİ
Genel Olarak
Haksızlığın gerçekleştiriliş şeklinden biri olan taksirin en önemli unsuru objektif özen yükümlülüğüne aykırılıktır.[1] Günlük hayatta bireyler, faaliyetlerinde özen ve dikkat yükümlülüğüne uygun olarak davranmaları gerekmektedir. Aksi takdirde taksirleri sebebiyle ceza sorumlulukları gündeme gelecektedir. Ancak bireyler, gerekli dikkat ve özeni göstermiş olsalar da istenmeyen tehlikeler doğabilmektedir. Meydana gelen bu tehlikelerde kişilerin hukuk düzenince belirlenen özen yükümlülüğünün sınırlarını belirlemede yardımcı olan en önemli araçlardan biri de ‘güven ilkesi’dir. Bu ilke sayesinde aynı faaliyette yer alan kişiler, diğerlerinin hatalı davranışını gözetmek ve bu davranışa karşı önlem almak zorunda kalmamaktadır.[2]
Güven ilkesi günlük hayatta objektif özen yükümlülüğünü sınırlayan bir işlev görmektedir.[3] Ekip halinde yürütülen tıbbı faaliyetlerde, inşaat sahasında, trafikte ve günümüzde gittikçe yaygınlaşan otonom cihazların yazılım süreçlerindeki faaliyetlerde güven ilkesinin uygulama alanı bulunmaktadır. Tüm bu faaliyet alanlarında bireyler, faaliyetlere katılan diğer kişilerin oyunun kurallarına göre hareket edeceğini kabul eder ve buna güvenir.[4] Bu yönüyle güven ilkesi ceza sorumluluğunun şahsiliği ve objektif sorumluluk yasağıyla yakından bir ilişkisinin de olduğu belirtmekte fayda vardır. Ayrıca bu ilke sayesinde bireyler, defansif bir tavırdan ve uzmanlıklarını aşan sorumlulukların yükümlülüklerinden korunmaktadır.[5]
Örneğin trafikte bir sürücü, tali yoldan gelen aracı gördüğünde yavaşlamak zorunda değildir. Zira sürücü, tali gelen araç sürücüsünün kurallara uygun bir şekilde aracı kullandığına ve ana yola bağlanırken yavaşlayacağına güvenir. Aksi durum her sürücüyü, öngörülmesi zor, artan bir objektif özen yükümlülüğü altına sokacaktır.
Güven ilkesinin bilinçli taksirin cezalandırabilirliğini sınırlayan bir yönü olduğu da ileri sürülmüştür. Buna göre, bu ilkeye dayanarak hareket eden kişi neticenin gerçekleşmeyeceğine güvenmektedir. Güven ilkesinin hangi hukuksal kurumla ilgili olduğu yönünden tartışmalar mevcuttur. Kimi yazarlar güven ilkesinin objektif özen yükümlülüğünü sınırladığını savunurken[6] kimi yazarlar bu ilkenin özen yükümlülüğünün bir istisnası olduğunu belirtmektedir.[7]
Güven ilkesinin kanuni düzenleme altına alındığı yerlerin başında Avusturya ve Almanya gelmektedir. Güven ilkesinin uygulandığı başlıca alanları ve ilkeyle olan ilişkilerini ayrıntılı olarak incelemekte fayda görüyoruz.
Trafikte Güven İlkesi
Güven ilkesinin ilk kez açık bir düzenlemeye kavuştuğu alan trafik hukukudur. Avusturya Karayolları Trafik Kanunu’nun 3. Paragrafında karayolunu kullanan kimselerin diğer bireylerinde hukuk kurallarına uygun davranacağına güvenebileceği belirtilmiştir. Ancak Kanunda bazı istisnai durumlara da ayrıca parantez açılmış, çocuklar, görme engelliler, açıkça sakatlığı ve düşkünlüğü belli olanların her an hukuka aykırı davranışta bulunabilecekleri ve bu durumun trafiğe katılan diğer kimselerce dikkate alınması gerektiği belirtilmiştir.[8]
Trafikte güven ilkesi uyarınca, trafikten yararlanan kişilerin trafik kurallarına uygun davranacağı kabul edilir. Örneğin; yaya için yeşil ışık yandığında araçların kırmızı ışıkta duracağı[9], tali yoldan gelen araçların yavaşlayarak ana yola katılması gibi.[10] Bu örneklerde de görüleceği üzere bir yaya, yeşil yandığında yaya geçidinden geçtiği için özensiz davranmakla suçlanamaz. Ana yolda aracını süren bir sürücü de tali yoldan araç gelmesine rağmen yavaşlamadığı için özen yükümlülüğüne aykırı davranmakla itham edilemez. Trafikte güven ilkesi kurumunun uygulanma alanı, objektif özen yükümlülüğünün sınırlarının belirlenmesi çerçevesinde kendini göstermektedir.[11]
Güven ilkesi objektif özen yükümlülüğünü sınırlayan bir yönü vardır ancak bu sınırlama her olayda uygulanmaz. Zira bu ilkenin bazı istisnaları barındırmaktadır. Eğer bir kimse trafiğe katılan diğer kişilerin açıkça kurallara aykırı davranışı öngörmüşse artık bu kişi davranışını, tehlikenin ortaya çıkmasını engelleyecek şekilde yönlendirmek zorundadır. Aksi takdirde güven ilkesinden faydalanamayacak ve sorumluluğu doğacaktır. Benzer şekilde bir çocuk parkının yanından geçen sürücü her ne kadar kurallara uygun bir şekilde aracını sürse de çocuklardan birinin yola atlayabileceğini öngörmesi gerekir. Çünkü çocuklar her an hukuka aykırı şekilde davranma potansiyeline sahiptir.[12] Bu tür olaylarda güven ilkesi yerini “güvensizlik ilkesi”ne bırakmaktadır.[13]
İtalyan Yargıtay’ı güven ilkesine kararlarında yer vermiş ve üçüncü kişilerin kurallara uymayacağının öngörüldüğü hallerde bu ilkeden faydalanılamayacağına hükmetmiştir.[14]
Bir kişinin hukuka aykırı hareket etmesi nedeniyle güven ilkesinden yararlanıp yararlanamayacağı tartışma konusudur. Alman yargısı ve öğretinin bir kısmı bir kişinin hukuka aykırı davranışı varsa güven ilkesinden yararlanması mümkün değildir.[15] Ancak bu durumu genel bir kabule sokmak mümkün değildir. Örneğin, sarhoş bir sürücünün karıştığı kazada alkollü olmasının kaza üzerinde hiçbir etkisi olmamış olabilir. Sürücüyü sadece alkollü olmasından dolayı mevcut neticeden sorumlu tutarak güven ilkesinden yararlandırmamanın makul bir gerekçesi olmadığı kanaatindeyiz. Eğer kişinin hareketi netice açısından illiyet bağı taşımıyorsa kişi taksirli de olsa güven ilkesinden yararlanmalıdır.[16] Yargıtay Ceza Genel Kurulu verdiği bir kararında da hukuka aykırı davranan ancak tehlikenin meydana gelmesinde etkisi olmayan sürücüyü neticeden sorumlu tutmamıştır.[17]
Ekip Halinde Yürütülen Faaliyetlerde Güven İlkesi
Birden çok kişi tarafından yürütülen ekip faaliyetlerinde güven ilkesi, bir kişinin iş ve işlemlerde diğerlerinin zararlı sonuçlara yol açmamak için uyması gereken zorunlu kurallara uyacağı varsayımına dayanmaktadır. Ekip faaliyetlerinde güven ilkesi uyarınca, aynı zaman ve yerde ekip halinde faaliyetlerine katılan kişiler, diğer ekip üyelerinin hukuka uygun davranacağı, gerekli tedbir ve özeni göstereceği inancını sağlamaktadır. Bu sayede bireyler, alanında uzmanlaşmakta, görev ve sorumluluklarını tam anlamıyla yerine getirebilmektedir.
Güven ilkesinin ekip faaliyetlerinde uygulama alanı sayesinde, herkes kendi fiilinden sorumlu olmakla beraber başkasının sorumluluğunun üstlenilmesinin önüne geçilmektedir.[18] Cerrahi bir operasyon esnasında, her bir sağlık çalışanının iş bölümü farklıdır. Örneğin anestezi teknisyeni, ameliyat öncesi doktordan aldığı talimat uyarınca hastanın uyutulma işlemini gerçekleştirir. Talimatı veren doktor, anestezi teknisyeninin gerekli tedbir ve özeni göstererek hareket ettiğine, talimatlar dışına çıkmayacağına güvenir. Bu güven sayesinde, anestezi teknikerinin yanlış ya da özen dışı hareketleri sebebiyle doktorun sorumluluğu doğmaz. Zira bu durumda doktorun objektif özen yükümlülüğüne aykırı bir davranışı söz konusu değildir.[19]
Ancak ekip faaliyetlerinde de güven ilkesi sınırsız bir uygulama alanı bulmamaktadır. Eğer bir kişi faaliyet esnasında diğer kişilerin hareketlerinin tehlikeli bir sonuca yol açabileceğini öngörebiliyorsa veya hiyerarşik denetim ve gözetim yükümlülüğü varsa güven ilkesinin sınırlarına göre sorumluluğun belirlenmesi gerekecektir.[20]
İlk durum için bir örnek vermek gerekirse, cerrahi operasyonu yürüten doktor diğer sağlık çalışanlarından herhangi birinin hareketlerini yönlendiremediğini, aşırı yorgun ve bitkin olduğunu ya da sarhoş[21] olduğunu fark ettiğinde o sağlık çalışanıyla cerrahi operasyona devam etmemelidir. Aksi takdirde doktorun güven ilkesinden faydalanması mümkün olmayacaktır.
Asistan hekimler ile uzman hekimler arasında dikey iş birliği mevcuttur. Bu nedenle hekim sadece asistanın verdiği bilgiler çerçevesinde hareket edemez. Aksi halde uzman hekimin meydana gelen tehlikeden dolayı sorumluluğu doğacaktır.[22] Dikey işbirliği hiyerarşik durumun varlığında gündeme gelir. Örneğin bir klinik şefinin, altında bulunan personelin gerekli önlemleri alması ve gerekli özeni göstermesinden sorumlu olduğu durumlar mevcuttur.[23] Yatay işbirliği, hiyerarşik bir ilişki olmaksızın ekip üyelerinin iş bölümü yapması durumudur. Örneğin bir ameliyat öncesi radyolog, patolog gibi farklı olanlardan uzmanlar arasında yatay işbirliği söz konusudur.[24]
Ekip halinde faaliyetlerde güven ilkesinin uygulama alanı bulduğu en önemli faaliyetlerden biri de işçi sağlığı ve güvenliği alanıdır. 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu uyarınca, iş sağlığı ve güvenliği ile ilgili sorumluluklar belirlenmiştir. Kanun uyarınca gözetim ve denetim yükümlülüğü bulunan kişiler, kendi üzerlerine düşen faaliyet ve çalışmaları tam olarak yerine getirmesi güven ilkesinden yararlanmaları için elzemdir.[25] Açık bir şekilde hukuka aykırı bir davranış olduğunda denetim ve gözetim yükümlülüğü bulunan kişilerin gerekli tedbiri alması gerekmektedir. Aksi halde sorumlulukları söz konusu olabilecektir.[26] Ekip üyelerinin sürekli diğer kişilerin iş ve işlemlerini takip etmesi de beklenemez. Bu durum alanında uzmanlaşmaya engel teşkil edecektir.[27]
İnşaat Faaliyetlerinde Güven İlkesi
Tehlikeli faaliyetlerin yürütüldüğü alanlardan biri de inşaat faaliyetleridir. Bu faaliyetler gerek yapım aşamasında gerekse sonrasında üçüncü kişilerin zarar görmesi ve taksirli sorumluluğun gündeme gelmesi mümkündür. Yapım aşamasında özellikle işçi sağlığı ve güvenliği çerçevesinde bu sorumluluk gündeme gelirken yapım sonrası binaları yıkılması ya da tehlikeli sonuç doğuracak neticelere yol açması sonucu üçüncü kişilerde etkilenebilmektedir. İnşaat faaliyetlerinde sorumluluğun belirlenmesi açısından bilirkişi raporları önemli yer tutar. Bu raporlarda sanığın hareketinin objektif ve ex ante değerlendirmeye alınması gerekir.[28]
İnşaat faaliyetlerinde birincil sorumluluk yapı sahibindedir.[29] Yapı sahibi, güvenliğin sağlanması için doğru kişileri seçer ve görevlendirir. Proje müellifi, inşaat planlaması ve uygulanmasında dolayı sorumluluğu vardır.[30] İnşaat müteahhidi, proje uygulaması ve saha güvenliğinin sağlanması bakımından sorumludur.[31]
Şantiye şefi, müteahhit adına hareket eder.[32] Müteahhit yeterli bilgi ve birikime sahip bir şantiye şefi seçmekle yükümlüdür.[33] Fenni mesul inşaat sahasını denetler.[34] Denetimler yeterli özenle yapılmazsa, diğer kişiler ile fenni mesullerin sorumluluğu doğabilir.[35]
Ürün Sorumluluğu
Ürün sorumluluğunun belirlenmesinde, nedensel davranışın kanıtlanması ve failin yükümlülüğünün ayrı ayrı belirlenmesi önemli yer tutar.[36] Failin objektif özen yükümlülüğünün model ajan teoremiyle beraber değerlendirilerek sorumluluğunun tespit edilmesi önemlidir. Zira tüketicinin her üründe beklentisi benzer değildir. Tüketicinin ürüne verdiği para ile üründen beklentisi fiyata göre değişiklik göstermektedir.[37]
Örneğin ünlü bir otomobil markasının ürettiği X model araçların amaçlarına uygun kullanımlarında beklenmeyen tehlikelerin meydana gelmesi durumunda üreticinin geri çağırma yükümlülüğü gündeme gelecektir. Araçların amaca uygun kullanılmasına rağmen olağandışı olarak aracın airbag arızası vermesi, araçta fren boşluğu oluşması, elektrik devrelerinin çoğu kez kısa devre yapması ve bu durumun yangın çıkarma tehlikesi yaratması örnek olarak gösterilebilir.
Yapay Zekanın Arkasındaki Kişinin Ceza Sorumluluğu
Yapay zekanın geliştirilmesine ve eğitilmesine katılan herkes güven ilkesi uyarınca diğerlerinin hukuk kurallarına uygun hareket ettiğine güvenir. Böylece yapay zekanın kullanılmasıyla ortaya çıkan tehlikeden sadece ispatlanabilir hatalı davranışı bulunan kişi ya da kişiler cezalandırılır.[38]
Otonom araçlar günümüzde yaygın olarak trafikte, tıp alanında, üretim bantlarında kullanılmaktadır. Örneğin bir otonom arabanın yapay zekasının programlanmasında trafikte sıklıkla yapılan kural ihlallerinin göz önüne alınması gerekmektedir. Yapay zekanın akan bir trafikte öndeki aracın ani fren yapabileceğini ve bu sebeple takip mesafesini sürücünün hızına uygun bir şekilde ayarlayabilmesi gerekmektedir. Yazılımdan kaynaklı olası tehlikelerin meydana gelmesi durumunda yapay zekanın geliştiricilerinin sorumluluğu söz konusu olabilecektir.
Ancak güven ilkesinin uygulanabilmesinin birtakım istisnaları burada da söz konusudur. Örneğin akan bir trafikte tali yoldan gelen aracın hızını yavaşlatmadığı otonom arabayı kullanan tarafından görülüyorsa artık sürücünün otonom araca müdahale ederek hızını yavaşlatması gerekmektedir. Benzer şekilde cerrahi bir operasyonda kullanılan otonom cihazların kontrol dışı hareket etmeye başladığı fark edildiği an cerrahın müdahale etmesi gerekmektedir. Aksi halde cerrahın güven ilkesinden faydalanması mümkün olmayacaktır.[39]
Kasıtlı Suçlar Yönünden Güven İlkesi
Günlük hayatta herkes başkalarının kasıtlı bir suç işlemeyeceğine güvenerek hareket etmektedir. Öğretide bu durum ‘herkesin kural olarak başkasının kasten bir suç işlemediğine güvenebileceği’ biçiminde ifade edilmektedir.[40] Örneğin bir silah satıcısı, silah alan kişilerin herhangi bir kasıtlı suç işlemeyeceğine güvenerek bu satışı gerçekleştirir. Bu güven nedeniyle satıcı, ortaya çıkan tehlikeden dolayı sorumlu tutulmaz. Ancak üçüncü kişinin bir suç işleme amacının olduğu öngörülebiliyorsa, satıcı, sattığı silahla meydana gelen tehlike nedeniyle güven ilkesinden yararlanamaz.
SONUÇ
Olağan hayatın akışında insanların birbirine güven duyması önemlidir. Zira bu sayede insanlar, mesleki alanlarında uzmanlaşır, birbirlerine duydukları güven nedeniyle daha fazla bir özen gösterme yükümlülüğünden kurtulurlar. Bu güven durumu kendisini taksirli suçlarda da göstermiş ve zaman içinde “güvensizlik prensibi” kendisini “güven ilkesi”ne bırakmıştır. Güven ilkesi günümüzde trafikten yapay zekaya kadar birçok alanda uygulama alanı bulmakta ve objektif özen yükümlülüğünün sınırlarının belirlenmesinde yardımcı olmaktadır.
Trafikte güven ilkesi, sürücülerin ayakları frende araç sürmesini engellemektedir. Gerek yayaların gerekse sürücülerin karşı tarafa duydukları güven, hukuk düzeni içinde korunmuş olmaktadır. Ancak trafikte güven ilkesinin uygulanmasını engelleyen birtakım istinaslar da mevcuttur. Örneğin hareketlerini kontrol edemeyen ve bu durum dışarıdan açıkça belirli olan bir kişinin yakınından geçen sürücünün göstermesi gereken özen daha fazla olacaktır.
Ekip faaliyetlerinde güven ilkesi, ekip faaliyetlerinde bireylerin uzmanlaşmasının sağlamasına yardımcı olmaktadır. Bu sayede ekip üyeleri görevlerini yerine getirmelerine müteakip daha fazla bir özen gösterme yükümlülüğünden kurtulmuş olmaktadır. Ekip faaliyetlerinde güven ilkesinin de birtakım istisnaları mevcuttur. Örneğin cerrahi bir operasyonda hekimin sarhoş bir anestezi uzmanıyla operasyona devam etmemesi gerekmektedir.
İnşaat faaliyetlerinde, ürün sorumluluğunda ve yapay zekanın arkasındaki kişilerin sorumluluğunda da benzer şekilde güven ilkesi uygulama alanı bulmakta ve kendi içerisinde istisnalar barındırmaktadır.
Sonuç olarak, güven ilkesinin objektif özen yükümlülüğünün belirlenmesinde önemli bir yeri vardır. Bu ilkenin uygulamada da yer edinmesiyle beraber çok daha hukuka uygun kararların çıkacağı kanaatindeyiz.
KAYNAKÇA
Bayram C, Tıbbi Müdahalede Danışım (Konsültasyon), Yüksek Lisans Tezi, 2020.
Demirel M, Çifte Özen Anlayışı Çerçevesinde Taksirli Suçtan Doğan Ceza Sorumluluğu, Seçkin Yayıncılık, 2022.
Doğramacı Y G, Tıbbi Uygulamalarda Ekip İşbirliği ve Güven İlkesi, Yüksek Lisans Tezi, 2016.
Düzenli H, Ceza Hukukunda Güven İlkesi, Doktora Tezi, 2022.
Gökcan H T, Ceza Hukukunda Güven İlkesi ve Trafik ve Tıp Hukukunda Uygulanması, Yargıtay Dergisi, 2012, 38 (1-2), 5-44.
Kangal Z, Yapay Zekâ ve Ceza Hukuku, On İki Levha Yayıncılık, 2021.
Katoğlu T, Ekip Halinde Yürütülen Faaliyetlerde Güven İlkesi ve Ceza Sorumluluğu, Türkiye Barolar Birliği Dergisi, 68, 29-42, 2007.
Keçelioğlu E, Taksirli Suçun Dogmatiği, Turhan Kitabevi, 2015.
Özgenç İ, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, 16. Bası, Seçkin Yayıncılık, 2020.
Ünver Y, Ceza Hukukunda İzin Verilen Risk, Doktora Tezi, 1996.
Ünver Y, Tıp Ceza Hukukunda Güven İlkesi, V. Türk-Alman Tıp Hukuku Sempozyumu, 2008, 881-917.
KARARLAR
Yargıtay Ceza Genel Kurulu, E. 2014/67 K. 2016/45 T. 9.2.2016
Yargıtay 12. CD., E. 2020/4840 K. 2023/4124. T. 18.10.2023
[1] İzzet Özgenç, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, 16. Bası, Seçkin Yayıncılık, Ankara, 2020, s. 269
[2] Hasan Tahsin Gökcan, Ceza Hukukunda Güven İlkesi ve Trafik ve Tıp Hukukunda Uygulanması, Yargıtay Dergisi, 2012, 38 (1-2), 5-44, s. 7
[3] Elvan Keçelioğlu, Taksirli Suçun Dogmatiği, Turhan Kitabevi, Ankara, 2015, s. 92; Ünver’e göre; güven ilkesi, öğretide ve uygulamada farklı şekillerde ele alınmış ve farklı konularda uygulanmıştır. Asıl uygulama alanını, “özen yükümlülüğü”nün ihlal edilip edilmemesinin tespitinde bulan ilke, diğer taraftan özellikle uygulamada, suç tipinin realize edilmesinin “öngörülebilirliği” konusunda uygulanmıştır. Yener Ünver, Ceza Hukukunda İzin Verilen Risk, Doktora Tezi, 1996, s. 437
[4] Yener Ünver, Tıp Ceza Hukukunda Güven İlkesi, V. Türk-Alman Tıp Hukuku Sempozyumu, 2008, 881-917s. 886
[5] Gökcan, 13; Gökcan’a göre, güven ilkesinin uygulanması ile taksirin, yükümlülüğün ve kusurun varlığının tespiti kolaylaşmakta ve başkasının kusurunun üstlenilmesi gibi bir sonuç önlenmektedir. Bu ilke sayesinde, birden fazla kişinin iştirakiyle gerçekleşen bir faaliyete bağlı olarak ortaya çıkan neticenin bütün taraflarının kusuru varmış gibi, neticeye az veya çok neden olmuş gibi sorumlu tutulması ve bir nevi potansiyel suçlu muamelesi yapılmasının önüne geçilmektedir.
[6] Keçelioğlu, 92
[7] Gökcan, 11
[8] Keçelioğlu, 94
[9] Muhammed Demirel, Çifte Özen Anlayışı Çerçevesinde Taksirli Suçtan Doğan Ceza Sorumluluğu, Seçkin Yayıncılık, Ankara, 2022, s. 267
[10] 12.10.1983 Tarihinde 18195 Sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun 52. Maddesi;
Sürücüler: a) Kavşaklara yaklaşırken, dönemeçlere girerken, tepe üstlerine yaklaşırken, dönemeçli yollarda ilerlerken, yaya geçitlerine, hemzemin geçitlere, tünellere, dar köprü ve menfezlere yaklaşırken, yapım ve onarım alanlarına girerken, hızlarını azaltmak, b) Hızlarını, kullandıkları aracın yük ve teknik özelliğine, görüş, yol, hava ve trafik durumunun gerektirdiği şartlara uydurmak, c) Diğer bir aracı izlerken yukarıdaki fıkrada belirlenen durumları göz önünde tutarak güvenli bir mesafe bırakmak, d) Kol ve grup halinde araç kullananlar, araçları arasında yönetmelikte belirtilen esaslara uygun olarak diğer araçların güvenle girebilecekleri açıklıklar bulundurmak, Zorundadırlar. (Değişik: 21/5/1997-4262/4 md.) Bu madde hükmüne uymayan sürücüler 1 800 000 lira para cezası ile cezalandırılırlar.
[11] Ünver, İzin Verilen Risk, 439; Keçelioğlu, 94; Özcan bu durumu kusur üzerinden örneklerle açıklamaktadır; “Yayaların trafik ışığı vb. düzenleme bulunmayan yerlerde yolun güvenliğini kontrol etmeden yola çıkmaları kural ihlalidir. Normal yol koşullarında izin verilen hızla aracını kullanırken, görünmeyen bir noktadan yola fırlayan kişiye çarpan sürücünün eyleminde, taksirin objektif olarak öngörme öğesi gerçekleşmemektedir. Bu olayda sürücünün kusuru, diğer bir ifadeyle ihlal ettiği davranış kuralı bulunmadığından, neticenin sürücüye isnat edilebilmesi de normatif olarak mümkün değildir. Böyle bir olayda sürücünün kusuru olmadığından, neticenin illiyet teorisi açısından değerlendirilmesi de mümkün değildir. Böyle bir olayda sürücünün kusuru olmadığından, neticenin illiyet teorisi açısından değerlendirilmesi de mümkün değildir. Dolayısıyla örnekteki olayda güven ilkesinin uygulanması söz konusu olmamalıdır. Yargıtay da bu tür olaylarda kusurun bulunmaması nedenine dayanmaktadır.” Gökcan, 23
[12] Benzer örnekler için bkz. Keçelioğlu, 97
[13] Keçelioğlu, 97
[14] Gökcan, 9
[15] Ünver, Güven İlkesi, 892; Keçelioğlu, 98
[16] Keçelioğlu, 99
[17] “…69 promil alkollü mağdur sürücü …, yönetimindeki otomobil ile gece vakti, orta refüj ile bölünmüş, tek yönlü, meskun mahal yolda seyrederek olay mahalline geldiğinde, seyir yönüne göre sağ tarafında kaplamaya, yola girip, yaya geçidini kullanarak, yolun karşısına geçmekte olan, 238 promil alkollü sanık yaya …’ye çarpmamak için, direksiyonu kırdığında, başka bir araca çarpması sonucu, mağdur sürücünün basit tıbbi müdahale ile giderilebilecek şekilde yaralandığı olayda, sanık yaya hakkında kamu davası açılmış ve yapılan yargılama sonunda sanığın beraatine karar verilmiştir.
…
Taksirle öldürme ve yaralama suçları herkes tarafından işlenebilecek suçlardan olup kategorik olarak yayaların bu suçların faili olamayacakları söylenemez. Dolayısıyla trafik kazalarında sürücüler gibi yayaların
da kendileri için öngörülen tafik kurallarına uymamak suretiyle kusurlu hareket ederek başkas yaralanmasına veya ölümüne neden olması durumunda taksirli ilgili suçtan cezalandırılması mümkündür. Bu nedenle Özel Dairece yaya olan sanığın kusuruyla sebebiyet verdiği trafik kazasında sadece tazminat sorumluluğu bulunup ceza sorumluluğunun olamayacağının kabulünde isabet bulunmamaktadır.” Yargıtay Ceza Genel Kurulu, E. 2014/67 K. 2016/45 T. 9.2.2016
[18] Tuğrul Katoğlu, Ekip Halinde Yürütülen Faaliyetlerde Güven İlkesi ve Ceza Sorumluluğu, Türkiye Barolar Birliği Dergisi, 2007, 68, 29-42, s. 31
[19] Benzer bir örnek için bkz. Keçelioğlu, 102; Katoğlu, 34
[20] Katoğlu, 32
[21] Örneğin, bir cerrahi operasyonda anestezi uzmanı sarhoş olduğu için tibbi hata yapar ve hasta ölürse, takdirde hem ekip şefi cerrahın hem anestezi uzmanının ceza hukuku sorumluluğu vardır. Burada cerrah ameliyat ekibini oluştururken, uzmanlığına rağmen, o anda sarhoş olan anestezi uzmanı ile ameliyata girmemeliydi. Cerrah bunu yapmakla üzerine düşen özen yükümlülüğünü ihlal etmiştir ve somut tipik neticenin doğmasında gerek cerrahın gerek anestezi uzmanının nedensel değer taşıyan taksirli hareketleri vardır; cerrahın güven ilkesine dayanabilmesi mümkün değildir. Bu da bize, güven ilkesinin belirli durumlarda kişinin cezalandırabilirliğini ortadan kaldıran bir kurum olmadığını, bir kimsenin ceza hukuku sorumluluğunun doğması için kendi taksirli hareketi ile neticeye sebebiyet vermesi gerektiği sübjektif ceza hukuku sorumluluğunu temellendirdiğini göstermektedir. Ünver, Güven İlkesi, 887
[22] Yakup Gökhan Doğramacı, Tıbbi Uygulamalarda Ekip İşbirliği ve Güven İlkesi, Yüksek Lisans Tezi, 2016, s. 122
[23] Cengiz Bayram, Tıbbi Müdahalede Danışım (Konsültasyon), Yüksek Lisans Tezi, 2020, s. 66
[24] Bayram, 68
[25] 30.6.2012 Tarihinde 28339 Sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu’nun 4. Maddesi;
İşveren, çalışanların işle ilgili sağlık ve güvenliğini sağlamakla yükümlü olup bu çerçevede; a) Mesleki risklerin önlenmesi, eğitim ve bilgi verilmesi dâhil her türlü tedbirin alınması, organizasyonun yapılması, gerekli araç ve gereçlerin sağlanması, sağlık ve güvenlik tedbirlerinin değişen şartlara uygun hale getirilmesi ve mevcut durumun iyileştirilmesi için çalışmalar yapar. b) İşyerinde alınan iş sağlığı ve güvenliği tedbirlerine uyulup uyulmadığını izler, denetler ve uygunsuzlukların giderilmesini sağlar. c) Risk değerlendirmesi yapar veya yaptırır. ç) Çalışana görev verirken, çalışanın sağlık ve güvenlik yönünden işe uygunluğunu göz önüne alır. d) Yeterli bilgi ve talimat verilenler dışındaki çalışanların hayati ve özel tehlike bulunan yerlere girmemesi için gerekli tedbirleri alır. (2) İşyeri dışındaki uzman kişi ve kuruluşlardan hizmet alınması, işverenin sorumluluklarını ortadan kaldırmaz. (3) Çalışanların iş sağlığı ve güvenliği alanındaki yükümlülükleri, işverenin sorumluluklarını etkilemez. (4) İşveren, iş sağlığı ve güvenliği tedbirlerinin maliyetini çalışanlara yansıtamaz.
[26] “Olay tarihinde yürürlükte bulunan 30.06.2012 tarih ve 28339 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 6331 Sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunun 9. maddesi gereğince 26.12.2012 tarihinde çıkarılan İş Sağlığı ve Güvenliğine İlişkin İşyeri Tehlike Sınıfları Tebliğine göre, inşaatta yapılan kalıp işlerinin çok tehlikeli sınıfta yer aldığı, 6331 sayılı Kanun’un 15 inci maddesine göre, çok tehlikeli sınıfta yer alan işlerde çalışacakların yapacakları işe uygun olduklarını belirten sağlık raporu almadan işe başlatılamayacakları, 17 nci maddesine göre ise, mesleki eğitim alma zorunluluğu olan çok tehlikeli sınıfta yer alan işlerde yapacağı işle ilgili mesleki eğitim aldığını belgeleyemeyenlerin çalıştırılamayacağı düzenlemelerine yer verildiği, Tehlikeli ve Çok Tehlikeli Sınıfta Yer Alan İşlerde Çalıştırılacakların Meslek Eğitimlerine dair Yönetmelik hükümlerine göre de eğitim alma zorunluluğu bulunan inşaatta kalıp işlerinde çalışan maktul işçinin değinilen mevzuat hükümleri gereğince çok tehlikeli işte çalışabileceğine dair sağlık raporu alınmadığı, icra ettiği faaliyete uygun mesleki eğitimler verilmediği, yüksekte çalışmanın ehil kimsenin gözetimi altında yapılmasının sağlanmadığı anlaşılmakla, sanıkların eyleminde 5237 sayılı Kanun’un 22 nci maddesinin üçüncü fıkrasında yer alan bilinçli taksir hükümlerinin uygulanması gerektiği gözetilmeksizin, yazılı şekilde eksik ceza tayini sebebiyle hükümlerde hukuka aykırılık bulunmuş olup, katılan vekilinin temyiz sebepleri yerinde görülmüştür.” Yargıtay 12. CD., E. 2020/4840 K. 2023/4124. T. 18.10.2023
[27] Keçelioğlu, 105
[28] Hilal Düzenli, Ceza Hukukunda Güven İlkesi, Doktora Tezi, 2022, s. 203
[29] 5.2.2008 Tarihinde 26778 Sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan “Yapı Denetimi Uygulama Yönetmeliği”nin 8. Maddesinde yapı sahibinin görev ve sorumlulukları belirtilmiştir. Buna göre;
Yapı sahibi, yapı denetimi hizmet sözleşmesini bizzat veya hukuken temsile yetkili vekili aracılığı ile imzalamak zorundadır.
(2) Yapı sahibinin aynı zamanda yapı denetim kuruluşunun denetçisi olduğu hâllerde, yapı sahibi olan denetçiye görev verilmemek kaydı ile, mensubu olduğu yapı denetim kuruluşunca işin denetiminin üstlenilmesi mümkündür.
(3) Yapı sahibi, yapı denetimi hizmet bedeli taksitlerini zamanında ödemek ile yükümlüdür.
(4) Yapı sahibi projede, mahal listesinde, metrajda ve yapı yaklaşık maliyetinde bulunmayan herhangi bir imalatı, ruhsata bağlanmadığı müddetçe yapı müteahhidinden ve yapı denetim kuruluşundan isteyemez ve bu gibi istekler yerine getirilemez.
(5) Tamamlanan yapı, yapı kullanma izni belgesi düzenlenmeksizin kullanıma açılamaz.
(6) Yapı kullanma izni belgesi alınmış bir yapıda, ruhsat düzenlenmeksizin değişiklik yapılamaz. İşin fiziki olarak bittiğini gösteren iş bitirme tutanağının ilgili idarece onaylanmasından sonra yapılacak olan değişikliklerden yapı sahibi sorumludur.
[30] 5.2.2008 Tarihinde 26778 Sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan “Yapı Denetimi Uygulama Yönetmeliği”nin 7. Maddesinde proje müellifinin görev ve sorumlulukları belirtilmiştir. Buna göre;
(1) (Değişik:RG-14/4/2012-28264) Proje müellifi, yapı ruhsatına esas olan uygulama projelerini ve zemin etüdü raporları da dâhil olmak üzere her türlü etüde dayalı çalışmaları mevzuata uygun olarak yapmak ya da yaptırmak, ilgili meslek odasına üyeliğinin devam ettiğine dair taahhütnamesi ile mesleki kısıtlılığı olmadığına dair taahhütnamesi ile birlikte, incelenerek uygunluk görüşünü bildirmek üzere yapı denetim kuruluşuna vermek ile görevlidir.
(2) Ruhsat eki projelerin birbiri ile uyumlu olması şarttır. Birbiri ile uyumlu olmayan projelerden doğan sorumluluk, öncelikle proje müelliflerine ait olmak üzere, sırası ile yapı denetim kuruluşuna, proje ve uygulama denetçisi mimar ve mühendislere ve ilgili idareye aittir.
(3) (Değişik:RG-14/4/2012-28264) İlgili meslek odasına üyeliğinin devam ettiğine dair taahhütnamesi ve mesleki kısıtlılığı olmadığına dair taahhütnamesi bulunmayan proje müellifinin projesi, yapı denetim kuruluşunca incelenmez.
[31] 2.3.2019 Tarihinde 30702 Sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan “Yapı Müteahhitlerinin Sınıflandırılması ve Kayıtlarının Tutulması Hakkında Yönetmelik”in 6. Maddesinde yapı müteahhitlerinin sorumlulukları belirtilmiştir. Buna göre;
(1) Yapı müteahhidi; yapıyı, tesisatı ve malzemeleriyle birlikte ilgili mevzuata, uygulama imar planına, ruhsata, ruhsat eki etüt ve projelere, standartlara ve teknik şartnamelere uygun olarak inşa etmek, neden olduğu mevzuata aykırılığı gidermek mecburiyetindedir. Yapı müteahhidi, ilgili fenni mesullerin denetimi olmaksızın inşaat ve tesisatlarına ilişkin yapım işlerini sürdüremez, inşaat ve tesisat işlerinde yetki belgesi olmayan usta çalıştıramaz.
(2) Yapı müteahhidi, yapım işinin ruhsata ve ruhsat eki etüt ve projelere uygun olarak gerçekleştirilebilmesi için gerekli olan inşaat ve iş organizasyonunu sağlamak, mevzuatın öngördüğü her türlü tedbiri almak, uygulamak ve uygulatmaktan sorumludur.
(3) Yapı müteahhidi, 20/6/2012 tarihli ve 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanununda öngörülen iş sağlığı ve güvenliğinin sağlanması için gerekli her türlü tedbiri almaktan sorumludur.
(4) Yapı müteahhidi, inşaat ve tesisat işlerinde şantiye şefi ve yetki belgeli usta çalıştırmak ve belgelerinin bir örneğini şantiye dosyasında bulundurmak zorundadır.
(5) Yapı müteahhidi, yapı sahibi ile yapım sözleşmesi yapmakla yükümlüdür. Yapı sahibinin aynı zamanda yapı müteahhidi olma koşullarını taşıdığı hallerde, başka bir yapı müteahhidi ile sözleşme şartı aranmaz.; Yapı müteahhidinin sorumluluğu için bkz. 5.2.2008 Tarihinde 26778 Sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan “Yapı Denetimi Uygulama Yönetmeliği”
[32] 5.2.2008 Tarihinde 26778 Sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan “Yapı Denetimi Uygulama Yönetmeliği”nin 8. Maddesinde yapı müteahhidi ve şantiye şefinin görev ve sorumlulukları belirtilmiştir. Buna göre;
(1) (Değişik:RG-5/2/2013-28550) Her türlü yapı inşası işinin Bakanlıkça yetki belgesi verilmiş gerçek veya tüzel kişiler tarafından üstlenilmesi mecburidir. Yapı müteahhidi, şahsen sahip olduğu teknik ve mali kaynakları kullanarak veya taşeron marifetiyle yapım işini ticari maksatla üstlenen, yapının plana ve mevzuata, fen, sanat ve sağlık kurallarına, ruhsata ve eki projelere uygun olarak ve bünyesindeki mimar ve mühendisler ile diğer uzmanların gözetimi altında inşa edileceğini yapı sahibine ve ilgili idareye taahhüt eden gerçek veya tüzel kişidir.
(2) (Değişik:RG-29/12/2018-30640)(4) Yapı müteahhidi, inşaatta görevlendireceği şantiye şefi ile asgari hüküm ve şartları ek-12’de gösterilen form-10’da belirlenmiş sözleşmeyi imzalar. Bu sözleşmenin bir sureti yapı denetim kuruluşuna verilir. Şantiye şefinin aynı yapıda yapı müteahhidi olması hâlinde, şantiye şefliği için sözleşme akdedilmesi şartı aranmaz. Yapı sahibi ile yapılan sözleşmede bu husus belirtilir.
(3) Şantiye şefi; yapıyı ilgili mevzuat hükümlerine, ruhsata ve eki projelere, denetçi mimar ve mühendis ile (Mülga ibare:RG-29/12/2018-30640)(4)(…) yardımcı kontrol elemanlarının talimatlarına uygun olarak inşa ettirmek, yapı denetimi sırasında bizzat hazır bulunarak, denetimin uygun şartlar altında yapılmasını sağlamak, ek-10’da gösterilen form-8’e uygun yapı denetleme defterini şantiyede muhafaza etmek, bu defterin ilgili bölümünü ve yapı denetim kuruluşunca düzenlenen diğer tutanak ile belgeleri imzalamakla yükümlüdür.
(4) Şantiye şefinin herhangi bir sebepten dolayı yapı ile ilişiğinin kesilmesi hâlinde, bu durum yapı müteahhidi tarafından, en geç üç iş günü içinde yapı denetim kuruluşuna bildirilir. Bunun üzerine yapı denetim kuruluşu ve yapı müteahhidi tarafından seviye tespit tutanağı düzenlenerek ilgili idareye ibraz edilir. Yeni bir şantiye şefi görevlendirilinceye kadar, yapı müteahhidi tarafından inşai faaliyet durdurulur.
(5) Yapı müteahhidi ve onu temsilen görevlendirilen şantiye şefi, yapım işlerindeki kusurlardan dolayı müteselsilen sorumludur.
(6) (Değişik:RG-22/8/2015-29453) Yapı müteahhidi veya onu temsilen görevlendirilen şantiye şefi, inşaatta herhangi bir imalata başlamadan en az bir gün önce, yapılacak imalatı yapı denetim kuruluşuna haber vermek zorundadır. Ancak bu durum yapı denetim kuruluşunun işin denetimsiz ilerlemesinden doğabilecek sorumluluğunu ortadan kaldırmaz.
[33] Ancak Yargıtay bir kararında ilkokul mezunu olup, fenni yeterliliğe sahip olmayan şantiye şefini görevlendiren şirket yönetim kurulu başkanını inşaatta iş güvenliği önlemleri alınmaması nedeniyle meydana gelen ölüm neticesinden sorumlu tutan yerel mahkeme kararını bozmuş ve yönetim kurulu başkan yardımcısı olmak dışında herhangi bir görev ve yetkisi bulunmayan sanığın sorumluluğuna gidilemeyeceğine karar vermiştir. Bkz. Düzenli, 213
[34] 18.1.2012 Tarihinde 28177 Sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan “Türk Mühendis Ve Mimar Odaları Birliği Makina Mühendisleri Odası Mekanik Tesisat Fenni Mesuliyet Hizmetleri Yönetmeliği”nin 5. Maddesinde fenni mesulün görev, yetki ve sorumlulukları belirtilmiştir. Buna göre;
(1) Fenni mesulün görev, yetki ve sorumlulukları şunlardır:
a) FM, bu Yönetmelik kapsamına giren tüm FMH’de ve yapacağı hizmet sözleşmesinde; mesleki esaslar, ülke ve meslektaş yararları doğrultusunda, ilgili mevzuat ve borçlar hukuku hükümleri çerçevesinde mesleki etik ve davranış kurallarına uygun olarak, ilgili konularda Oda tarafından yürürlüğe konulmuş şartnameler ve belirlenmiş asgari ücret çizelgelerine ve bu Yönetmelik hükümlerine uyarak yerine getirmekle yükümlüdür. FM, FMH’yi üstlendiği yapının şantiye şefliğini ve yükleniciliğini üstlenemez.
b) FM, FMH’yi üstlendiği yapının, yapı ruhsatı ve eklerine, onaylı proje ve hesaplarına uygun olarak sözleşme veya teknik şartnameye göre işin gerektirdiği periyodik kontrolleri yapar. İnşaat imalatı sırasında tesisatın gerektirdiği her safhada yerinde kontrol ve denetim gerçekleştirir.
c) İnşaatın kamunun ve yapı sahibinin yararına ekonomik, sağlıklı, güvenli ve kaliteli olarak yapılmasını sağlar.
ç) FM, iş yerinde proje ve Oda tarafından meslek denetimi gerçekleştirmek üzere verilen fenni mesuliyet defterini bulundurur. Bu defter her yapı için ayrı düzenlenir ve ilgili idarece onaylanır. İmalat sırasında tesisata ilişkin kontrol ve denetimler her aşamada rapor halinde deftere yazılır. FM, Oda tarafından mesleki denetim kapsamında yapılacak kontrollerde işyerinde bulunarak kontrol görevlilerine gerekli bilgiyi verir.
d) FM, yapıda kullanılan mekanik tesisatla ilgili her türlü malzemenin ve imalatın onaylı projeye, standart ve şartnamelere uygunluğunu kontrol eder. Uygunsuzluk durumunda işverenden bunun düzeltilmesini ister. Teknik zorunluluklar nedeniyle projelerde değişiklikler varsa, değişiklik projelerinin hazırlanıp verilmesini işverenden talep eder.
e) FM yapının, işçilik, teçhizat, eleman ve malzemelerin uygun kalite ve kapasitede olmasını sağlar, tesisatta kullanılacak her türlü teçhizat ve armatürün seçiminde işverene yardımcı olur, işverenin projeye, standartlara, şartnamelere ve talimatlara aykırı yaptırdığı işleri üç gün içerisinde yazı ile ilgili idareye ve Odaya bildirir.
f) FM, serbest müşavirlik ve mühendislik hizmetleri büro tescil belgesini almış olmak ve üzerinde fenni mesullük görevi bulunduğu sürece her yıl yenilemek zorundadır. FM’nin, mesleki yeterliliği için Odanın öngördüğü eğitimleri almış olması gerekir.
g) FM, inşaatta uzmanlık alanıyla ilgili her konuyu ve imalatı bilmek, görmek, izlemek, yanlışları düzelttirmek ve gerekirse kanuni şartları yerine getirmekle yükümlüdür. FM, yapının inşaatı sürecinde özel durumlarda kendisine yapılan çağrıya mücbir sebepler haricinde 48 saat içinde yanıt vermek zorundadır.
ğ) FM, görevini kanuni zorunluluklar dışında devredemez, vekaleten yaptıramaz.
h) FM’nin esas görevi, inşaatı yapı ruhsatı ve eklerine ile onaylı proje ve hesaplarına uygun olarak yapılmasını denetlemektir. Bu nedenle yapı sahibine, çalışanlara, üçüncü şahıslara, kamu kuruluşlarına ve inşaat izni veren ilgili idareye karşı yapıda meydana gelen ve işçi sağlığı ve iş güvenliğine ilişkin kaza veya hasarlardan dolayı herhangi bir şekilde sorumlu tutulamaz ve sorumluluk üstlenmez. Bu sorumluluk yapı sahibine, yükleniciye ve şantiye şefine aittir.
[35] Yargıtay bir kararında, yapım çalışması sırasında kontrollü olarak trafiğe açılan yola, daha önce iş makinesi aracılığıyla parçalanmış ve tamamen aşağıya indirilmesi sağlanmamış ve tehlikeli şekilde üst kısımda duran kayanın yamaçtan yuvarlanarak otomobilin üzerine düşmesiyle yaşanan ölüm ve yaralama neticelerinden, karayolları idaresi adına yapılan çalışmaları denetlemekle ve işlerin güvenli bir şekilde yapılmasını takip etmekle görevlendirilen fenni mesulün de sorumlu olduğunu kabul edilmiştir. Bkz. Düzenli, 214
[36] Düzenli, 219
[37] Düzenli ,220
[38] Zeynel Kangal, Yapay Zekâ ve Ceza Hukuku, On İki Levha Yayıncılık, İstanbul, 2021, s. 113
[39] Kargo dağıtımı yapan yapay zekalı bir insansız hava aracına bir kişinin ateş etmesi sonucunda aracın sokakta oynayan bir çocuğun üzerine düşerek yaralanmasına yol açması halinde, yazılımcı, üretici ve kullanıcı üçüncü kişilerin kasıtlı bir suç işlemeyeceğine güvenerek hareket ettiklerinden, yaralanma neticesinin bu kişilere isnad edilmesi de mümkün değildir. Bkz. Kangal, 118
[40] Ünver, 890
Yazar: Av. Ahmet Can DULDA (LL.M.)
